Şaşırtıcı Bilgiler 3 dk okuma Mertcan Yalın
Ay Her Yıl Dünya'dan Uzaklaşıyor: Günlerimiz de Uzuyor
Ay yılda yaklaşık 3,8 santimetre uzaklaşıyor ve bunun bedelini Dünya günlerinin uzamasıyla ödüyor. Dinozorların günü yarım saat kısaydı.
Gece gökyüzüne baktığımızda Ay hep aynı yerde, hep aynı büyüklükte duruyormuş gibi görünür. İnsanlık tarihi boyunca da öyle sanıldı. Oysa Ay, her yıl Dünya'dan yaklaşık üç virgül sekiz santimetre uzaklaşıyor. Bu, bir insan ömrü içinde fark edilemeyecek kadar küçük bir mesafe. Ama milyonlarca yıllık ölçekte sonuçları şaşırtıcı derecede büyük.
Bu nasıl ölçülüyor
Bu rakam bir tahmin değil, doğrudan bir ölçüm. Ay yüzeyine yerleştirilen özel yansıtıcı aynalar sayesinde, Dünya'dan gönderilen lazer atımlarının gidiş dönüş süresi son derece hassas biçimde hesaplanabiliyor. Işığın hızı bilindiğine göre süreden mesafe çıkarmak mümkün. Yıllar içinde biriken veriler, uzaklığın istikrarlı biçimde arttığını net olarak gösteriyor.
Gelgitlerin görünmeyen faturası
Uzaklaşmanın nedeni gelgitlerde saklı. Ay'ın çekim kuvveti, ona bakan taraftaki okyanus sularını hafifçe kendine doğru çeker ve bir su tümseği oluşturur. Ancak Dünya kendi ekseninde Ay'ın yörünge hareketinden çok daha hızlı döner. Bu yüzden su tümseği tam Ay'ın altında kalmaz; dönüşün etkisiyle biraz ileri taşınır.
Öne kaymış bu su kütlesi de bir kütledir ve Ay'a kendi çekimini uygular. Bu çekim, Ay'ı yörüngesinde ileri doğru hafifçe iter. Bir cismi yörüngede hızlandırmak onu daha geniş bir yörüngeye taşır. Sonuç: Ay her yıl biraz daha uzağa gider.
Bu alışverişin bedelini Dünya öder. Ay'a aktarılan enerji, Dünya'nın dönüş hızından çekilir. Yani günlerimiz çok yavaş biçimde uzuyor. Bir yüzyılda gün uzunluğu yaklaşık iki milisaniye artıyor.
Dinozorların günü daha kısaydı
Bu süreci geriye doğru işlettiğimizde ilginç bir tablo çıkıyor. Yaklaşık altmış beş milyon yıl önce, dinozorların son döneminde bir gün bugünkünden kabaca yarım saat kısaydı. Daha da geriye, yüz milyonlarca yıl öncesine gidildiğinde günler yirmi saat civarına iniyor.
Bu tahminler yalnızca hesapla değil, fosillerle de destekleniyor. Bazı fosil mercanlar ve deniz kabukları, ağaç halkalarına benzer biçimde günlük ve yıllık büyüme çizgileri taşır. Bu çizgiler sayıldığında, eski jeolojik dönemlerde bir yılın daha fazla gün içerdiği görülüyor. Yılın uzunluğu değişmediğine göre, günlerin daha kısa olduğu sonucuna varılıyor.
Ay oluştuğunda Dünya'ya bugünkünden çok daha yakındı. O dönemde gökyüzünde bugünküyle kıyaslanamayacak kadar büyük görünüyordu ve gelgitler bugünkünün defalarca üzerinde bir şiddetle kıyıları döverdi. Bazı araştırmacılar, bu güçlü gelgit döngülerinin kıyı bölgelerinde ıslanma ve kuruma ritimleri yaratarak erken yaşam kimyasına katkıda bulunmuş olabileceğini düşünüyor.
Bu uzaklaşmanın hızı da sabit değildir. Gelgit sürtünmesinin şiddeti, kıtaların konumuna ve okyanus havzalarının biçimine bağlıdır. Kıtalar milyonlarca yıl boyunca yer değiştirdiği için gelgit enerjisinin ne kadarının sürtünmeye dönüştüğü de değişmiştir. Jeolojik kayıtlar, bazı dönemlerde uzaklaşmanın bugünkünden daha yavaş, bazı dönemlerde ise daha hızlı olduğunu gösteriyor. Bugünkü değer, tarihsel ortalamanın üzerinde kabul ediliyor; çünkü mevcut kıta dizilimi gelgit sürtünmesi için özellikle elverişli.
Uzaklaşma sonsuza kadar sürer mi
Hayır. Bu süreç, Dünya'nın dönüşü Ay'ın yörünge dönemine eşitlenene kadar yavaşlayarak devam eder. Teorik olarak o noktada Dünya'nın bir günü ile Ay'ın bir turu aynı süreye denk gelir ve Ay gökyüzünde sabit bir noktada asılı kalır; ancak yalnızca gezegenin bir yarısından görünür.
Ne var ki bu denge noktasına ulaşmak için gereken süre, Güneş'in yaşam döngüsünden daha uzun. Yani Güneş kızıl dev evresine girip iç gezegenleri etkilemeye başladığında bu hikâye çoktan farklı bir yöne sapmış olacak.
Bugün için ne anlama geliyor
Bu yavaşlamanın pratik bir yansıması var: zaman ölçümü. Atom saatleri Dünya'nın dönüşünden bağımsız çalıştığı için, gezegenin dönüşü yavaşladıkça iki ölçüm arasında fark birikir. Bu farkı kapatmak amacıyla zaman zaman takvime artık saniye eklenir. Yani gökyüzündeki bu sessiz mekanik, kullandığımız saatlere kadar iniyor.
Kısa vadede günlük hayatımızı etkileyen bir şey değil. Ancak bu ölçüm, gök cisimlerinin durağan olmadığını, sürekli bir enerji alışverişi içinde bulunduğunu gösteriyor. Ay ayrıca Dünya'nın eksen eğikliğini dengeliyor ve mevsimlerin istikrarını sağlıyor. Milyarlarca yıllık ölçekte uzaklaşması, gezegenimizin iklim istikrarını da yavaş yavaş değiştirecek. Bir tam ay tutulmasını izlerken, aslında zamanla kaybolacak bir hizalanmaya tanıklık ettiğimizi hatırlamakta fayda var.